FAKİR BİR BEYEFENDİ - GEORGE GISSING
(A POOR GENTLEMEN )
Akşam yemeği sonrasında, oturma odasında, tombul ve nazik ev sahibesi bayan Charman, ufaktefek arkadaşı bayan Loring’in yanındaki koltuğa oturmuştu ve bir şey sordu.
“ Bay Tymperley’i nasıl buldun?”
“Çok hoş ama biraz tuhaf”
“Ah, tuhaf mı! Oldukça ilginç, aşağı inmeden önce sana ondan söz edecektim ama vakit yoktu. Bizim çok eski dostumuzdur, kocamla aynı okuldaydılar- Harroivan. Çok tatlı, çok sevecen bir karakteri vardır! Korkarım bu dünya için fazla iyi biri; her şeyi çok ciddiye alır. Kocamın cenazesinde nasıl üzülmüştü hiç unutamam. Bayan Loring’e bay Tymperley’i anlatıyordum Ada.”
Seslendiği kızıydı. Evli, çok genç bir kadındı ve annesinin güzel yüzünü almıştı, zekanın da ötesinde daha üstün birinin sükunetini yansıtıyordu.
Bayan Weare, “ maalesef ben onu o kadar hoş bulmuyorum” diye cevap verdi.
Bayan Loring’e “ çok renksiz biri, ve yaşamı…ama söylemem lazım” dedi. “ durumu iyi olan bir bekar ama inanabiliyor musunuz, Londra’nın berbat yerlerinden birinde tek başına oturuyor, neresiydi orası Ada?”
“ Islington’un fakir bir yerinde”
“Evet ya, orada oturuyor ve korkarım felaket bir evde. Son derece sağlıksız bir yer olmalı.
Sadece yoksul insanlara yakın olmak ve onlara yardım edebilmek için. Pek asilane değil mi? Tüm ömrünü bu işe vermiş görünüyor. Ona başka bir yerde rastlamak imkansız, sanırım ona bir tek bizim evde rastlayabilirsiniz. Asil bir hayat! Bundan asla söz etmez.
Eminim, akşam yemeğindeki konuşmasından asla böyle bir şeyden şüphelenmezdin. Değil mi?
Şaşıran bayan Loring “ bir an bile” diye cevap verdi. “Fazla dedikoducu değil, ençok ilgilendiği konuların politika ve oymacılık olduğunu öğrendim”
Bayan Weare güldü. “ Ah, bu adam! Küçük bir kızken, kıl testeresiyle bana bir sürü güzel şey yapardı. Berkshire’de bizimkinin yanında küçük, güzel bir evi vardı. O evi kocamın ölümünden duyduğu üzüntü yüzünden terk ettiğini düşünmeden edemiyorum. Bay Charman’a o kadar bağlıydı ki! Kocam ölüp de, biz Berkshire’yi terk edince, bir, iki yıl onu gözden kaybettik. Sonra tesadüfen Londra’da rastladım. Ada duygusal bir derdinin olduğunu düşünüyor.
Kızı “Anneciğim, bunu söyleyen ben değildim, sendin” diyerek lafa girdi.
“Öyle miydi? Galiba öyleydi. İnsan bu adamın bir derdinin olduğunu düşünmeden edemiyor. Belki de sadece hayatını adadığı yoksulların kederidir. Harika bir adam!”
Salonun kapısında erkek sesleri duyulduğunda, bayan Loring, eksantrik beyefendiye merakla baktı. İçeri en son o girmişti. Boyu ortadan biraz daha uzundu fakat omuzları düşüktü, zayıftı, adımları kararsızdı, yakışıklı değildi, utangaçtı, soluk gri gözlerinin bakışları çok yumuşak ama ürkekti, kaşları asabi biçimde çatılmıştı, dudaklarında da belli belirsiz bir gülümseme vardı. saçları seyrelmiş ve beyazlamaya başlamıştı ama bıyıkları gürdü ve daha keskin hatlı bir yüzde daha iyi dururdu. Odada yürürken ya da yan yan giderken, ellerini gülünç bir şekilde açıp, kapatıyordu. Kesinlikle kılıksızlık değil ama bir pırıltısızlık, cilasızlık onu diğer erkeklerden ayırıyordu. Yakından bakınca siyah takımının modasının geçmiş olduğunu görülebilirdi, kumaşında bir kusur yoktu ama hiç mücevher takmıyordu, siyah yaka düğmesi ve kol manşetleri de aynı sadelikteydi.
Bir köşeye gitti ve tek başına oturdu, Bayan Weare yanındaki koltuğa oturmasa, huzur içinde oturacak gibiydi.
“ Bay Tymperley, Ağustos boyunca şehirde kalmayacağınızı umuyorum?”
“ Hayır, sanmıyorum, hayır”
“ Fakat kararsız gibisiniz, kesinlikle bir değişikliğe ihtiyacınız olduğunu söylersem beni affedin, tam olarak emin değil gibisiniz, şey, sizi bizimle Lucerne’ye gelmeniz için ikna edemez miyim? Eşim sizinle Avrupa’nın durumunu konuşmaktan çok memnun kalırdı, onbeş günlüğüne gelin, hadi!”
"Sevgili bayan Weare, çok naziksiniz, çok müteşekkir oldum, bu dostane düşünceliliğiniz için duygularımı nasıl ifade edebileceğimi bilemiyorum, sağolun fakat gerçek şu ki, kısmen diğer dostlarımla sözlü sayılırım yani pratik olarak gerçekten öyle diyebilirim evet gerçekten öyle.."
Adam, ince, flüt gibi bir sesle, biraz rahiplere benzer şekilde konuşuyordu, utangaç bir tavırla o sözcükten diğerine gidip gelirkenki gülümsemesiyse neredeyse ağlamaklıydı. Ve zayıf, kemikli ellerinin eklemleri sıkmaktan bembeyaz olmuştu.
“Şeyy, madem ki gidiyorsunuz, bu vazifeşinaslılığınızın fazla ileri gideceğinden korkuyorum, biliyorsunuz hastalanırsanız kimseye faydanız olmaz.”
“Ha, ha ha, kesinlikle öyle, sizi temin ederim ki, bu gerçeğin farkındayım, sağlık en birinci önceliğimdir, bozulmuş bir sıhhatten başka insanın faydalı oluşunu mahveden bir şey yoktur..kesinlikle, kesinlikle”
“ Bu ilginizin üzerindeki baskı da sağlıksız bir atmosferin yanı sıra bu da insanın sağlığını bozar”
“ Fakat sevgili bayan Weare, Islington sağlıksız bir yer değil, inanın bana havası şurup gibi, çok yüksekteyiz unutmayın, evlerden ve fabrikaların bacalarından çıkan zararlı dumanları bir dereceye kadar azaltabilsek. Ah, sizi temin ederim ki, Islington çok sağlıklı bir yerdir.”
Akşamın sona ermesinden önce biraz müzik dinlediler ki, bay Tymperley’nin bundan çok hoşlandığı belliydi. Başını arkaya atıp, gözünü yukarılara dikmişti, müzik bittikten birkaç saniye sonra bile böyle mest olmuş bir halde kaldı ve sonunda için çekerek kendini toparladı.
Giderken, üzerine mevsime göre fazla kalın bir pardesü ve ayaklarına deri ayakkaplarını giydi. Tepesi yüksek olan şapkası sıkıyor gibiydi, berbat katlanmış şemsiyesini de kaptı ve sanki yakındaki istasyona gidiyormuş gibi canlı bir yürüyüşe koyuldu. Fakat ne trene, ne de otobüse binecekti, güzel gecede yürüyüşe alışkın biri gibi yürüdü, yürüdü. Notting Hill Gate’den, Marble Arch’a, Marble Arch’tan da New Oxford caddesine kadar yürüdü, oradan Theobald sokağından Pentonville ve yukarıya, daha yukarıya, sağlıklı mahallesinin olduğu tepeye gitti. Geceyarısından epey sonra, ay ışığında davetkar olmasa da eliyüzü düzgün dar bir patikaya saptı, anahtarıyla zamk kokan küçük bir eve girdi, cebinde bulduğu bir mumu yaktı ve iki merdiven yukarı çıkıp, anca iki buçuk metre kadar olan yatak odasına girdi, birkaç dakika sonra uyudu.
Bay Tymperley, saat sekizde uyandı- çevredeki çan sesinden saati biliyordu- sinirli sinirli giyindi. Kapıyı açınca çokaz bir şeyin olduğu kahvaltı tepsisini gördü. Biraz süt, ekmek ve tereyağı. Saat dokuzda alt kata indi, kibarca salonun kapısını vurdu ve ahenksiz bir ses içeri buyur etti, odada yaşlıca bir adam ve bir kız vardı. Ciltçilik işiyle ilgili konuşuyorlardı.
Başını eğen bay Tymperley, “Günaydın bayan Suggs, hava güneşli! Pırıl pırıl! İnsanı nasıl da keyiflendiriyor!”
Devam edecek...
Yazan: GEORGE GISSING
Çeviren: Müjde Dural
orijinali: http://www.online-literature.com/george-gissing/1643/

Kategori: 
6/10/2009