ARZU TRAMVAYI' nın ELEŞTİRİLERİ, karakter analizi, temalar,

Arzu Tramvayı, Hollywood'da pekçok kez filme alınmış, tv dizileri yapılmıştır, bunlardan en ünlüsü 1951 yılı yapımı ve Blanche rolünde Vivien Leigh, Stanley'de Marlon Brando, Stella'da Kim Hunter ve Mitch rolünde Karl Malden'in oynadığı filmdir. Elia Kazan'ın yönettiği film, 8 dalda Oscar'a aday gösterilmiş ve 4'ünü kazanmıştır. Vivien Leigh en iyi kadın oyuncu, Kim Hunter en iyi yardımcı kadın oyuncu ve Karl Malden en iyi yardımcı erkek oyuncu Oscar'ı almışlardır. Bizde de çeşitli kereler sahnelenen eserin bir uyarlamasında Yıldız Kenter Blanche, Müşfik Kenter Stanley rolünde oynamışlardı. Öğrencilerin yararlanması için altta yönetmen Elia Kazan dahil değişik yazarlardan analizleri kısaca dilimize çevirdim.

....................................
Arzu Tramvayı'nda yazar, şiirsel bir sembolizm ve sıklıkla kısa, öz, düz yazı kullanarak, aristokrat bir aileden gelen, yalnız, yaşlanmaya başlamış, korkular içindeki Güney’li güzel Blanche'ın, New Orleans’ın Quarter semtinde, küçücük bir apartman dairesinde oturan kız kardeşi ile eniştesini ziyaretini anlatır. Stanley’in hassas arkadaşıyla duygusal ilişkisi evliliğe gidecekken, Stanley, kadının karanlık geçmişini ortaya çıkartarak onun sığınacak son limanını yok eder. Blanche, eşçinsel biriyle yaptığı başarısız evlilikten sonra rastgele gecelik ilişkilere kendini vermiştir. Beş parasız Blanche’a evden gitmesi için ültimatom veren Stanley, akli melekesi zaten çalkantıda olan kadına tecavüz ederek, onu tamamen yıkar ve Blanche tıpkı yazarın  kız kardeşi Rose gibi, akıl hastanesine kaldırılır.

 

Oyunda mevsimler akıllıca seçilmiştir, Blanche her şeye, yeni bir hayata ilkbaharla başlayacaktır, sonra cehennem gibi sıcak yazla birlikte tutkular patlama noktasına gelir ve sonbahar geldiğinde Blanche’ın rüyaları da sona  erer, her şey sakinleşir. Oyunda sözcüklerden tasarruf edilmesi, gizli sembolleri ortaya çıkartır:

Stanley rengarenk giyinirken, isminin anlamı da beyaz olan Blanche, beyazlar giyinirken bu beyazlığı sadece görünüştedir. Ailenin çiftliği ‘Belle Reve’ isminin anlamı gibi yaşanılacak güzel bir rüya ev değil, ölülerle dolu bir kabustur. Karakterler geçmiş ile değişen Güney’in arasındaki zıtlığı belirtir: Blanche sıcak su dolu küvette keyif yaparken, Stanley ter içindedir, Blanche’ı getiren tramvayların isimleri ‘Arzu’ ve ‘Mezarlıklar’dır. Blanche’ın çıplak ampulün üzerine geçirdiği kağıt fener onun yaşı, hoş olmayan gerçekleri, sinirlerini gizlemek içindir, Blanche’ın Mitch ile evlilik hayallerinin yıkılmasından sonra, Meksika’lı çiçekçi kadın “ ölüler günü için çiçekler” satar.

 

Yazar, Blanche’ın gerçek görünüşünü yavaş yavaş ortaya çıkartır, Blanche umutsuzluğunu yalanlarla gizlemektedir, (yaşı, şehre geliş sebebi, erkeklerle olan ilişkileri gibi yalanlar). Eşcinsel kocasının intiharından kendisini suçlu gördüğünü ise oyunun sonlarına doğru anlarız.

 

Yazar, Stanley’in Blanche’dan nefret etmesi için pek çok sebep sunar, kadın onun içkisini içmekte, parasını çarçur etmektedir, Stella’nın hizmetçisi olmadığından yakınmaktadır, aileye ait çiftliği kaybetmiştir, varlığı yüzünden Stella ve Stanley’in mahremliğini rahatsız etmektedir, Blanche Stella’ya kaçmasını teklif ederek Stanley ile rekabet etmektedir, Stanley’i maymun adama benzetmiştir.

 

Bunlara karşın Stanley centilmen değil ama Blanche kibar, hassas, zarif, kırılgandır. Ahlakı tıpkı mücevherleri gibi sahte ama kibarlığı gerçektir. Bowling takımının kaptanı, Polonya asıllı, kabasaba Amerikalı, Lady Chatterley’in bahçevanının erkek versiyonuna benzeyen Stanley onu yıkar. Yazarın babası da agresif, alkolik, poker oynayan ve oğlunun kendine güvenini yıkan biridir. Stanley azgın boğa gibi bir erkektir, kendisi de eşcinsel olan yazar Stanley’e o yüzden hem imrenmekte, hem de nefret etmektedir.

 

O dönemin Amerika’sında kadın olmanın en büyük zorluklarından biri, aristokrat kadınların öğretmenlik dışında bir iş yapmasının ayıp karşılanmasıydı, “bir hanımefendi asla çalışmaz” prensibiydi. Yine bir hanımefendi asla seks arzusu duymaz, seksten zevk almazdı. Döneminin bir kadını olarak Blanche da çekiciliğini, güzelliğini satışa çıkartmak üzere büyütülmüştü, fakat cazibesinin mükafatı olan evliliği, muhafazakar ahlaki değerleri yüzünden yıkılıp da, sonra sosyal değerlere burun kıvırmaya başlayınca,  hayatta kalmak zorunda olan bir kazazedeye dönüştü. Yazar, eşcinsel kocası yüzünden şoke olan kadının, kocasının yaptığı gibi her önüne gelenle yatmasından belli bir keyif almış olmalı. Diğer taraftan, Blanche’ın babası ve büyükbabasının “destansı zinaları” nın hoş görüldüğü çifte standartın gücü ve Stanley’e seksüel gücünden dolayı hayranlık duyulurken, aynı şey yüzünden Blanche’ın tepetaklak oluşu ve tecavüz için bir hedef teşkil etmesi, eserin asıl yapımcısı Irene Selznick’i, bir kadın olarak duygulandırmış olmalı. Stanley’in Blanche’a saldırısını, kadının Mitch ile olan evliliğini engelleyerek, kadının ruhunu öldürmeyi de tamamlaması olarak görebiliriz. Seksüel geçmişi ne olursa olsun, Blanche’in Stanley’i reddetmeye hakkı vardır,  Stanley’den korkmuştur ve kırık şişeyle onurunu savunmak istemektedir.

 

1947 yılında çoğu erkek olan eleştirmenler ise Blanche’ın bir nemfomanyak veya bir fahişe olarak görüyor ve Stanley ile isteyerek beraber olduğunu söylüyorlardı. Yirmi beş yıl sonra artık bunun bir tecavüz olduğu kabul edilmiştir.

 

Arzu Tramvayı’nın eski ve yeni eleştirmenleri Blanche’ın akıl sağlığı konusunda da hemfikir değillerdir, 1940’larda Blanche deli olarak kabul ediliyordu, 90’lı yıllarda bizlere göre oyunun sonları haricinde Blanche hayalle gerçeği birbirine karıştırmıyordu, Shep Hunlight’ın gelmesini beklerken, gerçek ile hayal arasındaki farkı biliyordu ama kirli çevresine ve içindeki boşluğa yalan söylemeyi tercih ediyordu. Hayat hakkında romantik klişelere sahip olan Blanche,  rahatlığı huzuru ‘büyü’de arıyan bir kaçaktı. Hanımefendi görünüşü geçmişiyle zıt olsa da, onu ayakta tutan bir güçtü. Tecavüze uğradığını ve kız kardeşinin desteğini kaybettiğini bilen – çünkü gerçeği ona söylemiştir- Blanche, kaybettiğinde bile “lütfen rahatsız olmayın” diyerek asaletini muhafaza etmektedir.Poker oynayanların olduğu odaya girdiğinde bunu söylerken kendisini aldatmamaktadır çünkü bir kadın bir odaya girince, erkeklerin ayağa kalkması beklenir. Belki umutsuz durumlarda kahramanlık yapmak ile delilik aynı şeydir.

................. 


Uygar güneyin, barbarlar tarafından yok edildiğini de yazarın kendi ağzından şöyle ifade ediliyor: “ Dikkatli olmazsak yine maymun adamlar gelebilir”. Yazarın dediğine göre kendimiz için neler yapabileceğimizi yaptığımız vahşi bir ormanda yaşıyoruz, kartlar aleyhimize ve tek zaferimiz o kartları nasıl aldığımız. Blanche da kartların hep aleyhine olduğu bir ‘kaybeden’. Ama kartları alırken asaletini kaybetmiyor  tıpkı oyunun sonunda “yabancıların nezaketine sığınması gibi.

................... 

 Pulitzer ödüllü ‘Arzu Tramvayı’, Güney’li kırılgan, asi, güzel ama mutsuz  kadının mutlu olmak için son şansının da, kız kardeşinin kaba saba kocası Stanley Kowalski tarafından acımasızca yok edişini anlatarak, ölümsüz bir karakter yaratmıştır.

............... 

 Blanche ile Stanley arasındaki çatışma insanın insanla çatışması değil, farklı türlerin çatışmasıdır ve seyircinin ikisi arasındaki özel savaşta röntgenci konumundadır. Bir grup Arzu Tramvay’ını kahraman – anti kahraman, diğer grup da zalim adam – kurban olarak

alır. Oyunun galasından sonra Irwin Shav  “ zaferane bir naturalizm” demiştir. Bazı eleştirmenler bir kültürün çöküşü ve başka bir kültürün baskın çıkması olarak görürler. Eski Güney’in aristokrat, burjuva Blanche’ı doğal evrimin kurbanıdır. (Kimileri bunu evrim değil devrim olarak görürler, burjuva çökmüş, proleterya yani işçi sınıfı yükselmiştir) Jacop H. Adler ise “the Rose and the Fox” (Gül ve Tilki) – “Güç ve Kültür” çatışmasına değinir ve Blanche’ın karmaşık, çağdaş dünyada kaybolmuş hassas bireyi temsil ettiğini söyler. Oyunu sinemaya uyarlayan ünlü yönetmen Elia Kazan’ da Stanley’in tarafını tutar, ona göre Stanley hayatını yolunda tutma çabasındadır, Blanche ise onun yuvasını dağıtacaktır, onun yıkıcı etkileriyle savaşmak zorundadır. “Blanche tehlikelidir, baştan çıkartıcıdır, karı kocanın kavga etmesine yol açacaktır, Stanley, övüngeç, hasta, yalancı bir kadının evinin düzenini bozmasını engellemek durumundadır.” Elia Kazan, filmi yönetirken, Stanley’i Blanche’ın kurbanı olarak göstermeye eğilimlidir, Blanche, Stanley’in erkeksiliği, ismi, soyu, ailesi için bir tehdittir. (Kimi seyircilerin bu yüzden tecavüz sahnesini alkışladığı söylenmiştir) Harold Clurman oyunu yönettiğinde ise kurban yer değiştirmiş ve Blanche, Stanley’in kurbanı olmuştur ki, eserde Blanche mı yoksa Stanley mi kurbandır sorusu hala tartışma konusudur.

.............. 

Bazı eleştirmenler ise Stanley ve Blanche arasındaki zıtlığın kültürel değil, insan tipleri arasındaki zıtlık olarak tanımlar. Yazar,  Nietzsche’in Appollo / Diyonisus tiplerinin için ışık-gölge gibi bir tezat işlemiştir. Appollo’daki tehdit/sınırlamaya/emir vermeye karşın, Diyosinos’da tutku ve metafizik vardır. (Apollo: savaş tanrısı, güç sembolü, Diyosinos şarap tanrısı) Kimilerine göreyse, yazarın da vurguladığı Darvin’sel bir doğal seçim yapılmıştır. (güçlü olan hayatta kalır, zayıflara bu dünyada yer yoktur). Yine bir grup ikili arasındaki çatışmanın sebebini aile birliğinin hatırına olduğunu (aile birliği tehlikeye girmiştir)savunurken, diğer grup gerçekçi ve kaba güç, romantik hassaslığı ezip, yok ettiğini söyler.

..................

Riddel’e göre eser, entelektüellik ile militarist ilkelliğin çatışmasıyla başlar. Riddel’e göre Blanche Appolo, Stanley Diyonisus tipini temsil etmekteyken, Diyonusus’un Appollo’ya baskın olduğunu söyleyerek, yazarın Nietzche’yi yanlış yorumladığını söylemiştir. Nietzshe, yazarın düşündüğü gibi tutkunun sınırlamayı yok ettiğini söylememiştir, kaos ortamında kaçınılmaz olarak emir vermenin gerektiğini söyler.

 ....................

Harwood ise eseri bir sadakat sınavı gibi görür, sadakate bağlı kalan ve ihanet edenler bu oyunun ana fikridir. Şöyle ki, Stella sonunda Stanley’e sadık kalır, Stanley de dostu Mitch’i Blanche’dan koruyarak ona sadık kalır ama Blanche sevdiğinin eşcinselliğini açıklayarak ona ihanet eder. Tıpkı Stanley’in Blanche’ın önüne gelenle yatmasını herkese açıklaması gibi.

 .....................

Bir başka grup, Arzu Tramvayı’nın ideoloji çatışması değil, insan tabiatının dramatizasyonu olarak tanımlar ve çoğalma ve koruma için yapılan seksüel saldırganlık derler. Darwin’in doğal seleksiyon teorisini benimseyen bu gruba göre Blanche ve Stanley kendi türlerini korumak, hayatta kalmak için mücadele veren iki farklı hayvandır ve Stella da bu mücadelenin ödülüdür. Deborah Burks, mücadeleyi ‘iyi’ ile ‘kötü’ arasındaki mücadele olarak tanımlar. Blanche, Stella’yı Stanley’den kurtarmak isterken, tam tersine Stanley de Stella’yı Blanche’dan kurtarmak, onun ailesine zarar vermesini engellemek durumundadır. İkisi de Stella için mücadele etmektedirler ve Stella’nın seçiminin diğerinin kaybetmesi/ölmesi demek olduğunu bilmektedirler.

...................................

Edward F. Callahan ise ikisi arasındaki çatışmayı, ruh ve ten arasındaki medyeval bir diyalog olarak niteler. Ona göre Stella, ablası ile kocası tarafından temsil edilen iki farklı ahlaki değer arasında bir seçim yapmak zorundadır. Blanche ruhu, Stanley ise teni temsil etmektedir.

 .....................................

Benjamin Nelson, oyunun sonunda korkunç bir şey olduğunu ama kazanan kimsenin de olmadığını söyler. Kimse bir şey kazanmamıştır. Bu felaketin neye yaradığını kimse bilmez derken başka eleştirmenler aynı fikirde değildir. Kimisine göre oyunda Stanley kahraman, Blanche anti kahramandır. Ruby Cohn, ailesinden yana olduğu için Stanley’i tutar, ona göre Stanley’in en zalim davranışı ampulün üzerindeki kağıt feneri yırttığı andır. Tecavüz sahnesi hiçbir zaman açık olarak verilmemiştir ama tecavüzü de kışkırtan Blanche’dır der. Başka eleştirmenler de Blanche’ın flörtçülüğü ve teşhirciliği yüzünden Stanley’i kışkırttığını savunurlar.

..................................

Feminist bir bakış açısıyla ise Blanche oyunun sonunda yıkılmamıştır, Stanley’in vahşi tecavüzüne rağmen hala ayaktadır ve bunun sonucuna katlanacaktır. Blanche kurbandır ve Stanley kahraman değil, ‘kötü’ adamdır.

............................

Bazı eleştirmenler Arzu Tramvayı’nın sosyal bir dram değil, psikolojik bir dram olduğunu belirtirler. Blanche, bir tür ‘kaçaktır’, kendisinden kaçmaktadır, iç çatışmalarla kıvranmaktadır, sürekli kendisiyle mücadele etmektedir, Blanche, ruh ve beden, geçmiş ve bugün, hayal ve gerçek, ölüm ve arzu arasında gidip gelmektedir.

Jack von Dornum, Arzu Tramvayı’nın Freud’un akli parçalanma/bölünmesiyle açıklarlar. Sievers’e göreyse cinsel endişeleriyle acı içindeki kız, ilkel benlik ile ideal ego arasında kapana kısılmıştır, ideal ego, süperegoya dönüşmüştür ve tutkularını yönetmektedir,  kaba  ve hayvani tutkularıyla Stanley ilkel benliğin temsilcisiyken, eğitimli, kültürlü Blanche ideal egoyu temsil ederken, bir yandan da ilkel benlik – süperego ikilisi Blanche’ın kendi içinde sürekli çatışmaktadır ve Blanche Stanley’de layığını bulmuştur! Blanche’ın bilinç altı iki duygunun sürekli çatıştığı bir savaş meydanıdır.

............................................

Philip Weissman ve Constantine Stavrou, Blanche’ın durumunu yine Freud vari yöntemlerle bir sonuca bağlarlar: “ Blanche’ın yalnızlık ve terk edilme korkusu muhtemelen ta çocukluğundan kalmadır, bu yüzden istikrarlı bir ilişki kuramamaktadır çünkü her ilişkide aslında annesini aramaktadır.


KARAKTER ANALİZİ:

 

BLANCHE DUBOIS: Stella’nın ablası, otuzuna yaklaşmış, Güney’li aristokrat ve Fransız asıllı bir aileden gelen, lisede İngilizce öğretmeni, kırılgan bir kadın. Aile yadigarı büyük çiftlik evleri ‘Belle Reve’i ve işini kaybettikten sonra, kız kardeşi ve eniştesinin yanına sığınmak zorunda kalır. Geçmişte sürekli tek gecelik ilişkiler yaşamış, alkole alışmış, oturduğu şehirde adı çıkmıştır, bunları kız kardeşinden ve onun kocasından saklamaya ve kendisini çok asil, namuslu biri olarak göstermektedir, gerçeklerden kaçmakta, hayallere sığınmaktadır, söylediği yalanlara Mitch inanır ve ona evlenme teklif ederse de, kül yutmaz biri olan Stanley ufak bir araştırmayla Blanche’ın karanlık geçmişini ortaya dökerek onun Mitch ile evliliğini engellemekle kalmaz, alkol aldığı bir gece kadına tecavüz ederek iyice yıkılmasına sebep olur ve onun bir akıl hastanesine yatırılmasını sağlar.

 

STANLEY KOWALSKY: Stella’nın Polonya asıllı, maço, kendini beğenmiş kocası, kendi arkadaşlarına sadık ama Blanche’dan nefret eder ve ona karşı acımasız ve zalim davranır, Polonyalı aksanıyla o dönemin yeni Amerika’lısın temsil eder, bir oto yedek parçası satıcısıdır, karısını döven, baldızına tecavüz eden biri olarak moral değerleri çok zayıftır, buna rağmen iyi bir aile babası olmakla övünmektedir.

 

STELLA KOWALSKY: Blanche’ın kız kardeşi ve Stanley’in eşi. Ablasıyla oturduğu aristokrat çevrenin yıkılmasından önce deyim yerindeyse gemiden atlamış ve kendi sınıfına zıt, külüstür bir mahallede, kaba saba kocası ve onun sınıfından kaba saba insanlarla birliktedir, kocasının şiddet kullanmasına rağmen Stella ona aşıktır ve her dayaktan sonra seks arzusuyla yine bir araya gelmektedirler, ablasının gelmesiyle Stella Blanche ve Stanley arasında kalır ama sonunda yine de kocasını seçer, ablasını sevmesine ve acımasına rağmen onun Stanley hakkındaki söylediklerine ve Stanley’in ona tecavüz ettiğine inanmayı reddeder, gerçekleri inkar etmek konusunda aslında o da tıpkı ablası gibidir.

 

MITCH: Stanley’in askerlik, iş ve poker arkadaşı, dostu. Blanche’a kur yapar ve onunla evlenmeyi planlar ta ki, geçmişinin masum olmadığını anlayana kadar ve o zaman Blanche’a hakaret ederek onun evlenilecek bir kadın olmadığını söyler. Mitch, oyundaki diğer erkeklere kıyasla, belki de hasta ve ölüm döşeğindeki annesi yüzünden daha hassas, daha centilmendir. Gerçi Blanche’ın rüyalarındaki onu kurtarmaya gelecek olan hayali kavalyeye uygun biri hiç değildir ama her ikisi de vaktiyle sevdiklerini yitirmişlerdir ve bu ikisini bağlar. Oyunun sonunda doktor ve hemşire Blanche’ı zorla hastaneye götürürken, Mitch tüm olanlardan yine de pişmanlık duyar ve Blanche’a acır. Ama artık çok geçtir. Mitch, Stanley’den daha centilmen olduğunu kadın onu reddettiğinde de ispatlar, Blanche bağırınca derhal gider.

 

EUNICE: Tıpkı Stella gibi kocasından şiddet görmesine rağmen, ne onunla, ne de onsuz olamayan bir kadındır. Oyunun sonlarına doğru Stella Stanley ile birlikte yaşayıp yaşayamayacağını sorgulayınca onu vazgeçirtir ve kocasının yanında olması için telkinde bulunur.

 

ALLAN GREY: Blanche’ın henüz 16 yaşındayken aşık olup evlendiği, yakışıklı, şair, eşcinsel genç. Blanche, bir gün kocasını başka bir erkekle yatakta basmış ve bu onun tüm psikolojisini altüst etmiştir. Akşamleyin baloda Blanche onun bu durumundan tiksindiğini söyleyince, Allan silahı ağzına dayayıp intihar etmiştir. Sonradan Blanche’ın her önüne gelenle yatan bir kadına dönüşmesinde bu olayın büyük etkisi olduğu açıktır. Blanche onun ölümünden kendisini sorumlu tutmaktadır.

 

ESKİ GAZETE TOPLAYICI GENÇ: Blanche’ın genç erkeklere olan ilgisini bu çocuğu durduk yerde öpmesiyle anlarız, Blanche’ın genç ve yakışıklı erkeklere olan ilgisinin altında kaybettiği kocasının hayali vardır. Aynı zamanda kadının sağlıksız seks takıntısının da sembolü olur.

 

SHEP HUNTLEIGH: Blanche’ın eski bir hayranı, Shep’in evli olmasına rağmen Blanche onunla ilgili gerçek dışı hayallere kapılmıştır, Shep’in kendisi ve Stella’yı içlerinde bulunduğu durumdan kurtaracağını, onlar için bir dükkan açacağını ümit etmektedir, Blanche’ın akli melekeleri bozuldukça, Shep’in gelip onu kurtaracağı fantezisi giderek gerçek gibi görünür (Shep ona telgraf yollamış, Karayip’lere yat gezisine davet etmiştir vs.) (Shep sahnede hiç görülmez sadece ismi telaffuz edilir.)

 

TEMALAR ve SEMBOLLER

 

Fantezinin gerçeklerin üstesinden gelememesi:

Eserin ana kahramanı romantik Blanche olmasına rağmen, oyun sosyal gerçekçilik taşır. Blanche hem kendisine, hem de diğerlerine yalan söyleyerek hayatın gerçeklerinden kaçmaktadır, Stanley ise ayakları yere basan biridir ve Blanche’ın tüm yalanlarını ortaya çıkartır, Blanche ve Stanley arasındaki çatışma gerçek ile fantezinin çatışmasıdır. Bu çatışma oyunun tansiyonunu giderek arttırır. Yazarın fantezinin gerçeklerin üstesinden gelemeyeceğini ispatlamak için iç ve dış dekoru başarıyla kullanmıştır. İki odalı daire ve çevresindeki cadde oyun boyunca gözükmektedir, böyle esnek bir sahne dekoru kullanarak yazar evin içinin kutsal bir mabet olmadığını vurgular, gerçeklerin fanteziyi yenmesine rağmen, Blanche kurduğu fanteziler sayesinde kendini dış dünyadan korumaktadır, gerçeklerin kaçınılmazlığına rağmen fanteziler insanların hayatında önemli yer teşkil etmektedir.

 

Seks ve ölüm arasındaki ilişki:

Blanche, Belle Reve’de tüm yaşlıların ölümlerini görmüş, dahası genç yaşta kocası da ölmüştür, ölüm korkusu onun yaşlanmaktan ve çirkinleşmekten korkmasıyla kendini açığa vurmaktadır, insanlardan yaşını saklamakta, yüz çizgileri belli olacak korkusuyla ışıktan kaçınmakta, karanlıkta oturmakta, Mitch’le hep akşam üstü dışarı çıkmaktadır, sürekli genç erkeklerle gezerek ölümden kurtulacağını ve genç kızlığına dönmeyi ummaktadır. Oyunun başında Arzu tramvayına binmiş, sonra mezarlıklar tramvayına aktarma yapmış ve Elysian Fields’e gelmiştir. Tüm bu isimler onun hayatının trajedisinin sembolleridir. Elysian Fields, Yunan mitolojisinde ‘ölülerin yeri’ anlamına gelir. Meksikalı çiçek satıcısı kadın ölüler için çiçek sattığında da Blanche korkar çünkü kadın Blanche’ın kaderini anlatmaktadır.

 

Erkeklere olan bağımlılık:

Hem Blanche, hem de Stella için hayatta kalmanın ve mutlulukları için erkeklere bağımlı, muhtaçtırlar, tek başlarına yapamazlar, Blanche Stella’nın onu döven kocasından kurtulmasını isterken, diğer yandan kendisi Shep’in maddi desteğine ihtiyaç duyar, Stella da kocası konusunda ablasına değil, eşine inanmayı seçer çünkü eşi ona daha çok güven sağlayacaktır. Blanche, erkeklere olan bağımlılığın kendisini kurtarmak yerine düşüşünü hızlandırdığının farkında değildir. Mitch ile de içinde bulunduğu durumdan kaçmak, kurtulmak için evlenecektir ama bu suya düşünce hemen ikinci bir erkeği, Shep’i düşünür. Erkeklere güvenerek, kendi hayatını kaderini başkalarının eline bırakmıştır.

 

SEMBOLLER

 

Işıklar

Banyo

İçki

Gölgeler ve çığlıklar

Varşova polkası

Belle Reve
....................................
Işık
: Oyun boyunca Blanche hep direkt ışıktan kaçar, ampullerin etrafına kağıt fenerler takar vs. ışık burada gerçeğin ve Blanche’ın geçmişinin, masum olduğu yılların sembolüdür, ışığa tahammül edememesi aslında gerçeklere tahammül edememesini göstermektedir.

Banyo: Oyun süresince sıksık sıcak banyo yapan Blanche, seksüel tecrübeleri sonunda histerik bir kadın olmuştur ve sinirlerini sıcak banyo ile yatıştırmaktadır, aynı zamanda banyo ile geçmişinin kirliliğinden kurtulmayı, temizlenmeyi ummaktadır ama geçmişini silemez ve banyoları oyunun sonuna dek bitmez. Ayrıca sıcak banyo insanı gerçekten de güzelleştirir, cildi temizlenir, canlanır, pembeleşir Blanche da güzellik takıntısı olduğundan biraz da bu yüzden sıksık sıcak banyo yapıyordu.

İçki: Hem Blanche, hem de Stanley içkiye düşkündürler ve oyunda sıksık sarhoş olurlar, Stanley sosyal olmak amacıyla, arkadaşlarıyla poker oynarken içerken, Blanche içki içtiğini saklamaya çalışır ve gerçeklerden kaçmak amacıyla içmektedir, her iki karakter için de içki felaket getirir,

Varşova polkası: Blanche genç eşiyle son kez dans ettiğinde baloda bu polka çalmaktadır, aynı gün eşini yatakta başka bir erkekle yakalamıştır, yine bu polkanın tam ortasında Blanche eşine ondan tiksindiğini söyleyince Allan intihar etmiştir. Blanche panik olduğu her zaman ve gerçeklerden koptuğunda bu müziği duymaktadır.

Belle Reve: Fransızca 'Güzel Rüya' anlamına gelen, beyaz sütunlu, büyük çiftlik evinin elden çıkmasıyla, Blanche için güzel rüya da bitmiş olur.  
 

Çeşitli kaynaklardan çevirerek derleyen: Müjde Dural

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !